ÜMİT ÖZDAĞ: DENİZLİ TEKSTİL SANAYİSİ SAVUNMA SANAYİSİNE EKLEMLENEBİLİR

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Denizli’de tekstil sanayisinin tasfiye sürecine girdiğini, çiftçinin ürününü satmakta zorlandığını ve esnafın işlerinin geçen yıla göre yüzde 50 düştüğünü belirtti. Özdağ, Denizli tekstil sanayisinin savunma sanayisine eklemlenebilecek bilgi ve donanıma sahip olduğunu söyledi.

  • 26 Ekim 2026 - 13:11
  • Son Güncelleme : 26 Ekim 2026 - 13:12

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Denizli’de yaptığı açıklamada, kentte tekstil sanayisinin tasfiye sürecine girdiğini, tarım sektöründe üreticilerin ürünlerini satmakta zorlandığını ve esnafın işlerinin geçen yıla göre yüzde 50 düştüğünü söyledi. Denizli’de 45 büyük sanayi tesisi ve tekstil fabrikasının kapandığını ileri süren Özdağ, yaşanan ekonomik sorunlardan AK Parti iktidarının politikalarını sorumlu tuttu.

Denizli’nin Türkiye’nin tekstil sanayisindeki önemli merkezlerinden biri olduğunu belirten Özdağ, kentin üzüm ve zeytin üretiminde de önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti. Tekstil sektöründeki sorunlara ve tarımsal ürünlerin markalaşma eksikliğine dikkati çeken Özdağ, Denizli sanayisinin savunma sanayisine eklemlenebilecek bilgi ve donanıma sahip olduğunu söyledi.

Özdağ, açıklamasında şunları söyledi:

“Dün Denizli’ye üç günlük bir ziyaret için geldik. Genel merkezimizden sekiz genel başkan yardımcımız, iki Genel İdare Kurulu üyemiz ve bir genel başkan başdanışmanımızla birlikte dün bazı temaslarda bulunduk. Bugün ve yarın da Denizli’deki temaslarımızı sürdüreceğiz.

Denizli, hiç şüphesiz Türkiye’nin tekstil sanayisindeki ana taşıyıcı kolonlarından biri. Üzüm ve zeytin konusunda da dünyanın en kaliteli ürünleri arasında yer alan ürünler ortaya koyan bir şehir. Ancak 1980’li yıllardan itibaren Türk sanayisinin öncü lokomotiflerinden biri olan tekstil sanayisi, kötü yönetim sonucunda bugün bütün Türkiye’de olduğu gibi Denizli’de de tasfiye sürecine girmiş durumda. Çok ağır sorunlar yaşıyor.

Geçen yıl Türkiye’de 345 bin tekstil işçisi işini kaybetti. Türk tekstil sanayisi, başta Mısır olmak üzere yurt dışına giderken Denizli’de de 45 büyük sanayi tesisi, tekstil fabrikası kapılarını kapattı ve adeta bir çürüme sürecine terk edildi. Üretimde kalan tekstil firmaları ise son derece kaliteli ürünler ortaya koymalarına rağmen Avrupalı şirketlerin ancak fason üreticisi olmak durumunda kalıyor. Denizli sanayisi bunu hak etmiyor.

Gelinen durum, Denizli’deki tekstil üreticilerinin ve sanayicilerinin bireysel başarısızlığı değil; AK Parti iktidarının izlediği yanlış ekonomik politikaların sonucudur.

Tarımda da Denizli olağanüstü bir çöküş yaşıyor. Denizli’nin son derece kaliteli zeytinyağı, markalaşamadığı için İtalyanlar tarafından ucuza satın alınıyor. Daha sonra şişelenerek yüksek fiyatlarla piyasaya sürülüyor. Yazık. Şişeleme tesisimiz mi yok?

Denizli’nin çok meşhur üzüm bağlarından elde edilen şaraplık üzüm de litresi bir iki dolara Almanlar ve Fransızlar tarafından satın alınıyor; daha sonra şişesi 20 dolara satılıyor. Bu da yanlış tarım politikalarının bir sonucu.

Ağustos ayında toplanması gereken üzümün bu yıl hâlâ toplanmadığını ve para etmediğini çiftçilerden duydum. İnanılır gibi değil. Bu, çiftçiyi tamamen açlıkla baş başa bırakmak anlamına geliyor.

Dün Denizli’de yaptığımız ziyaretler sırasında esnafla da bir araya geldik. Türkiye’nin her yerinde duyduğumuz şu acı cümleyi burada da duyduk: ‘Geçen seneye göre işlerimiz yüzde 50 düştü. Siftah edemedik. Bu krizden nasıl çıkılacağına dair en ufak bir umudumuz yok.’

Yani sanayici perişan, çiftçi perişan, esnaf perişan. Denizli’nin ve Türkiye’nin AK Parti iktidarının ekonomi politikaları sonucunda geldiği nokta bu. Ancak haksızlık etmeyelim; mutlu olanlar da var. Fon yöneticileri de çok mutlu. Milyarlarca doları alıp kaçanlar çok mutlu. Adeta korunup kollanmaya devam ediyorlar.

İktidar çevrelerine yakın AK Partililer bile bu işin üstünün kapatılacağını düşünmeye başladıklarını söylüyor. Milletvekilliği yapmış kişiler dahi bu meseleye yaklaşım nedeniyle bir sonuç çıkmayacağı, olayın üstünün kapatılmaya çalışıldığı izlenimine kapıldıklarını ifade ediyor.

Fon yolsuzluğu yalnızca fonda parası olanları değil, bütün Türk ekonomisini çok ağır şekilde vurdu ve ne yazık ki önümüzdeki dönemde vurmaya devam edecek. Doğru kararlar alınmazsa Türkiye, gelişmekte olan ülkeler listesinden çıkarılabilir ve daha önce Endonezya’nın yaşadığı sürece benzer bir süreçle karşı karşıya kalabilir.

Norveç Varlık Fonu’nun da mağdur olduğunu açıkladığını duyduk. Yani bu süreçten yalnızca Türkiye’de değil, yurt dışında da mağdur olanlar var. Böyle bir ortamda Türkiye’ye yabancı sermaye gelir mi? Ya gelmez ya da ancak vurguncu sermaye gelir. Bunun bedelini de çok ağır ödemek zorunda kalırız.

Değerli basın mensupları,

Denizli’yi yalnızca bir oy haritası ve milletvekili sayısı olarak görmüyoruz. Denizli’yi, 1071’den bir yıl önce, 1070’te Afşin’in ordusuyla birlikte ele geçirdiği şehir olarak görüyoruz.

Denizli’yi, Üçüncü Haçlı Seferi sırasında hareketli savaşlarla çarpışan Yörüklerin Haçlı ordusunu mağlup ettiği ve Fransız kralının kaçmak zorunda kaldığı yer olarak görüyoruz. Denizli’yi, 15 Mayıs 1919’da, Gazi Mustafa Kemal Atatürk Bandırma Vapuru’na binmeden bir gün önce, müftüsüyle birlikte cihat bayrağını açan ve işgale direnen şehir olarak görüyoruz.

Denizli’yi aynı zamanda Demirci Mehmet Efe ve Yörük Ali Efe’nin Yunan ordusuna karşı savaştığı Ege cephesinin ağırlık merkezlerinden biri olarak görüyoruz.

Denizli’yi tarihsel bütünlüğü ve Türk tarihindeki yeri içinde değerlendiriyoruz. Ancak Denizli’yi aynı zamanda Türkiye’nin bugünü ve geleceği açısından da ele alıyoruz. Sanayisi daha da gelişmiş, insanları çalışkan ve girişimci olmasına rağmen Ankara’dan, hükümetten ve devletten gerekli ekonomik teşvikleri alamayan bir şehir olarak görüyoruz.

Oysa bu şehirdeki tekstil sanayisi, savunma sanayisine kolaylıkla eklemlenebilecek yatırımlar yapabilecek bilgi ve donanıma sahiptir. Evet, yanlış duymadınız: Savunma sanayisi.

Ancak Denizli sanayicisinin önünün inatla açılmadığını da biliyor ve görüyoruz. AK Parti iktidarı aşılmadan böyle bir sonucun ortaya çıkması ne Denizli ne de Türkiye için mümkündür.

Çünkü AK Parti üretimi değil, rantı temsil ediyor. Ara malı üretimini değil, ithalatı temsil ediyor. Planlı kalkınmayı değil, günübirlik finans oyunlarını temsil ediyor.

Bunun sonucu, bugün bütçede karşılığı 80 milyar dolar olan faiz ödemesi ve yatırıma para gitmemesidir. Emeklilerin, dulların ve yetimlerin 16 bin ila 23 bin 500 lira arasında değişen gelirlerle geçinmeye çalışmasıdır.

Asgari ücretle en düşük emekli maaşının birleştirilmesi talebinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde reddedilmesidir.

Özetle, bütün bunların değişmesi ancak iktidarın değişmesiyle mümkündür. İktidarın değişmesi için önümüzdeki seçimler büyük bir fırsattır. Zafer Partisi olarak biz de hızla bu seçimlere hazırlanıyoruz.

Bugün ve yarın Denizli’de, pazartesi ve salı günleri ise Aydın’dayız.”