CELLADINA AŞIK OLMUŞSA BİR MİLLET

0

Birçoğumuzun gerek toplumda, gerek ikili ilişkilerde birebir yaşadığımız fakat farkında olmadığımız dahası adını bile bilmediğimiz psikolojik bir durumdan bahsedeceğim bu yazımda. Adı STOCKHOLM sendromu.

StockHolm Sendromu, adını bile traji komik bir durumdan alıyor aslında. 1973 yılında İsveç Stock Holm’da bir takım soyguncular gözünü kestirdikleri bir bankaya soygun için giriyorlar. Ve orada bulunanları rehin olarak alıyor ve ölümle tehdit ediyorlar. Birkaç gün boyunca direnen soyguncular en sonunda teslim oluyor ve rehineler kurtarılıyor. Fakat olayın sonucunda rehineler soyguncuları savunarak polisi suçluyor. Daha sonra birçok rehine mahkemede soyguncular aleyhine ifade vermek istemiyorlar daha da ilginci aralarında para toplayarak soyguncuları kurtarmaya çalışıyorlar. Bu durum daha sonra “Soyguncular bankadan para çalamadılar, fakat bazı insanların kalbini çaldılar” şeklinde yorumlanıyor.

Bu olayı en temelde şu şekilde açıklayabiliriz: Kurban ihtiyaçları için kendisine zulmeden kişiye zamanla bağımlı olduğunu hissediyor. Saldırganın yapmış olduğu en küçük iyilik (?) kurbanın gözünde büyüyor. Zamanla kurban saldırganla empati kuruyor ve hak veriyor. Kurban kötü koşulları özümsüyor ve saldırganın yanında yer alıyor.

Şimdi tüm bu bilgiler ışığında ikili ilişkilerinizi, toplumdaki konumunuzu, siyasi ve dini görüşünüzü, arkadaşlarınızı tekrar bir gözden geçirmeye ne dersiniz? Acaba sizlerde farkında olmadan bu sendromu yaşamış olabilir misiniz?

Aslında bu sendromun ortaya çıkma sebebi işin en can alıcı kısmıdır bence. Çünkü bu sebep hayatta kalma içgüdüsü ve şiddete maruz kalmadır. Şiddete maruz kalma…

Toplumumuz açısından ele alacak olursak; Özellikle kadınlara şiddetin arttığı bu dönemde, kadınlarımızın içinde bulunduğu psikolojik durum tam olarak bu sendromdur aslında. Klasik bir söylem olan “Kocam değil mi? Döver de, sever de” söylemi bu sendromun hayattaki karşılığıdır bir nevi. Çünkü artık kadın despot bir denetim altında köleleşmiştir, kendini bağımlı sanıp değersizleştirmiştir.

Hepimiz yıllardır StockHolm Sendromunu filmlerde izledik fakat farkına bile varamadık çoğu zaman. Özellikle eski Türk Filmlerini bir düşünün! Kadir İnanır, Hülya Koçyiğit – İbrahim Tatlıses, Hülya Avşar filmleri gibi ve hepimizin çok sevdiği Mavi Boncuk filmi. Belki farkına bile varılmadan hepsinde bu konu işlenmiştir. Farkına varılmadan diyorum çünkü bu sendrom hayatımızın bir parçası durumuna gelmiştir.

Bu sendrom sadece ikili ilişkilerde değil, Din – Siyaset gibi konularda da hayatımızın içerisindedir. Çeşitli siyaset adamlarına duyulan aşırı sevgide bu sendromun bir parçası olabilir. Normalde herhangi bir insan yaptığında anında dışlayacağımız, ötekileştireceğimiz, hırsızlık, yalan, tecavüz gibi ahlak dışı şeyleri o çok sevdiğimiz partilerin önde gelen siyaset adamları yaptığı zaman normal karşılamamızın başka açıklaması olabilir mi? Ne demiştik az önce; şiddet uygulayanın ilk hedefi kurbanı önce köleleştirmek, çaresiz hissettirmektir. Belki de çaresiz bırakıldık bir çoğumuz? Yaşama içgüdüsüyle, hayatta kalma arzusuyla köleleştik ve saldırgan hedefine ulaştı. Burada amaç gönüllü kurbanlar yaratmaktır. Salt boyun eğme saldırganı asla tatmin etmez. Çünkü saldırgan, suçlarını haklı göstermenin psikolojik ihtiyacını duyar. Bu yüzden kurbanın desteği gerekmektedir! Saldırgan, kurbandan saygı ve özellikle de minnet göstermesini talep eder.

Alman felsefeci Adorno’nun da dediği gibi “BASKI DOYGUNLUĞUNA ERİŞİLDİĞİNDE, MAZLUM CELLADINA AŞIK OLUR”

Cevap yaz